Kültür IV - Kültürleşme ve Kültür Aktarımı ; Beraberinde Kültür – Gelenek İlişkisine Dair Çıkarımlar


Kültür kavramı üzerinde zihinsel pratikler uygulama yolunda adım adım ilerlediğimiz makaleler zincirinde bu halkada “kültürleşme” üzerinde duracağız. Kültür ilk başlarda bahsede geldiğimiz üzere aktarıma tabidir. Bu aktarım onun ön kabullerinden biri olup; aktarıma tabi olmamış bir kültürden bahsetmek mümkün değildir. Yalnız kavram kargaşasını önlemek amacıyla; çoğu zaman birbirine karıştırılan, kültürel aktarım ile kültürleşmeyi ayrı ayrı izah ederek konuya girmekte fayda görmekteyim.

Kültür aktarımı (Transformation) :

Sadece kültür grubunun içinde; nesiller arasında olmaktadır. Kültür tanımını hatırlayacak olur isek, evvelden işlerlik kazanan hayatsal pratiklerin büyük etkisinden bahsetmiştik. İşte bu yaşamsal pratiklerin zamanla işlerlik kazanması; kültür grubunun üyeleri tarafından kabul edilmesini doğuracaktır. Bu kabul edilen davranış şekilleri birer “değer” olacaktır. Değerler kolektif olarak benimsendiği takdirde kültürü etkiyecektir. Aksi takdirde ya bireysel tercihler ile sınırlı kalacak; en iyimser hal de ise bir alt kültür grubu içinde yaşam alanı bulacaktır. (Daha ayrıntılı bir hatırlama için Kültür yazı dizisinin ilk makalesine başvurulabilinir.) Bu kültür aktarımının gelenek ile olan ilişkisine ayrıca ileride değinilecektir.

Kültürleşme (Acculturation) :

İki farklı kültür grubu arasında oluşan iletişimi/iletişimizsizliği ifade etmektedir. Aktarımdan farklı olarak birden çok kültür grubunun ilişkileri söz konusudur. Elbette kültürleşmeyi; ilgili kültür gruplarının iç dengeleri gözetmeksizin anlamak imkânsızdır. Burada yapamaya çalışacağımız genel bir resim çizmek olacaktır.

Kültürleşme dört farklı şekilde gerçekleşebilmektedir:


Tabloda görüldüğü üzere Entegrasyon, Asimilasyon, Ayrışma ve Marjinalleşme başlıkları altında dört farklı kültürleşme söz konusudur.

Entegrasyon:

İlgili kültürün hem kendi kültürel kimlik ve değerlerini muhafaza edip, diğer grup/gruplar ile ilişkilerini geliştirmek istemesi olayıdır. En zor ve en sıkıntılı kültürleşme hali diyebiliriz. Özellikle entegrasyon sürecindeki kültürün içi dinamikleri kültürün güçlü[1] olması ölçüsünde direnç göstereceklerdir.

Entegrasyon sürecine girmiş kültür, entegre olunmak istenen kültür grubunun ön kabullerini benimsemek, değerlerini anlayıp uygulamalıdır ki, entegre olabilsin. Yalnız bu uygulama esnasında kendi değerlerini de korumalıdır. Bu hayli zor bir süreçtir. Başarılı bir entegrasyon sonucunda, entegre olan kültür diğer kültürün bir parçası olarak o kültürü etkileyebilir. Güncel bir örnek olarak AB entegrasyon süreçlerini –kültürel bazda- inceleyebiliriz. [2] İlgili aday ülke birlik üyesi olduktan sonra o kültüre etkide bulunabilecektir. Ama entegre olabilmek içinde değerleri içselleştirmesi ve yaşamsal pratiklerde bunu ortaya koyması gerekmektedir.

2- Asimilasyon:

İlgili kültür diğer kültürle aynı entegrasyonda olduğu gibi bir iletişim kurup bunu geliştirmek istemesi söz konusudur. Fakat buradaki fark; kültür kendini korumak gibi bir direnç gösterememekte yahut göstermek istememektedir. Kültürün direnç göstermemesi mevcut yerli kültürün güçsüz olmasından kaynaklanacağı gibi, onun yeniliklere ve değişime açık bir kültür olmasından da kaynaklanabilir.

Asimilasyon, öteki kültürün yerli kültürü imha etmesi ve ona ait ön kabul, değer vb. ne varsa derinden sarsması olayıdır. Asimilasyon sonrası geriye dönüşün teoride mümkün olabilse de bugüne kadar pratikte mümkün olmamıştır. Örnek olarak, Amerika kıtasındaki yerli kültürünün ortadan kalkması, Hind Alt kıtası başta olmak üzere sömürgeleştirilen ulusların asimilasyonları örnek gösterilebilinir.

3- Ayrışma

İlgili kültür grubunun kendi iç dinamiklerine dönmesi ve dışarı ile iletişimini mümkün olan minimum ölçüde tutmasıdır. Bu ayrışmanın devam edebilmesi kültürel aktarımının (transportration) devamlılığı ve kurulu geleneğin devamı ile mümkündür. Ayrışmayı savunan kültürlerin, kültürlerini gelenekleştirdikleri görülmektedir. (Kültür – gelenek ilişkisi daha ileride bahsedilecektir) Bu duruma örnek olarak eski doğu bloğu ülkelerini, günümüzde ise Kuzey Kore’yi verebiliriz.

4- Marjinalleşme

İlgili kültürün hem diğer kültürleri reddetmesi, hem de kendi iç kültürünü muhafaza etmek istememesi halidir. Kültürün gelenekleştirilmesi söz konusu değildir. Ayrıca dış dünya ile -sadece - ekonomik ve çıkara dayalı bir ilişki geliştirilmektedir. Akılcılıktan ziyade tabular ve düşünce olarak anarşist bir yapı söz konusudur. Marjinalleşme uzun süre devam edemeyip bir kültürel geçiş olarak da nitelendirile bilinir. Örnek olarak Küba’yı gösterebiliriz.

Son olarak kültürün gelenek ile olan ilişkisine kısaca değinmek istiyorum. Kültürün ilk başta hayatsal pratiklerin oluşturduğu –değerlerin- toplumca benimsenmesi ile oluştuğunu biliyoruz. Bu bakımdan kültür inşa olunurken bir evvelki yapıyı doğası gereği yıkmak isteyecektir. Bir evvelki toplumsal değerler zinciri de gelenek olacaktır. Bu devinim içeren yapısı itibari ile kültür geleneğe karşındır. Öte yandan yeni gelen kültür kendine eğer bir devamlılık isteyecek ise; onun gelenekleştirilmesi kaçınılmaz olacaktır.

Özetle kültürleşme ve kültür aktarımı farklı şeyler olmak ile birlikte ayrı düşünülmesi gereken kavramlar değillerdir. Konu hakkında anlaşılamayan yahut soru gerektiren bir bölüm olması halinde okuyucunun yorum yolu ile iletişim kurması genel için de faydalı olacaktır. Ayrıca yorumlar ve tepkiler dâhilinde yazı dizisindeki konuları ele alış sıram da –doktrinin el verdiği ölçüde - değişebilmektedir.


Abdurrahman AGA – İstanbul 17-Şubat-2008
[1] Kültürün güçlü olması, onun içeride ne derecede benimsendiğine ve savunulduğuna bağlıdır. Kültürün güçlü olup olmaması da kültürleşme esnasında ortaya çıkacaktır.
[2] Burada siyasi bir eleştiri veyahut bir öngörü çıkarmak gibi bir niyetim söz konusu değildir. Bu sürecin kültürel olarak işleyen bölümünü burada mevzu bahis yapmak istiyorum.


Hiç yorum yok: