Modern Zamanlar

Modernite 17. yy. Avrupa'sında -her sosyolojik vaka gibi geçmişten kök alan- bir bakış açısı olarak ortaya çıktı. Zamanla kendi iç dinamiklerinin de getirdiği sömürgecilik dürtüsü ile yayılmaya başlaması bir kırılma noktası olmuştur. Kendi sınırları içinde kalmamış, doğu ve keşfedilmemiş yeni kıtalardaki yerli halkla pekte ahlaklı olmayan bir ilişki içerisine girmiştir.
Modernite kendisine has anlamlar ve kavramlar getiren; Avrupa’nın iç dinamiklerinin bir sonucu olarak karşılaştığımız, özetle ayakları yere sağlam basan bir düşünce sistematiğidir. Bu sistematiğin en naif olarak incelenmesi halinde üç temel saç ayağına oturmaktadır. Bunlar Modern düşüncenin olmazsa olmazlarıdır. Kısaca bunlardan bahsetmek istiyorum;

1- Bireyselcilik (individualism) ;

Bireysel çıkarı temel alan, Amerikan felsefesindeki vahşi pragmatizm ile de şahlanan bir fikri akımdır. Bireyi hayatın merkezine alır ve insanı her şeyin ölçüsü yapar. Tabi ontolojik alt yapısı yüzyıllar evvelinden Kıta Avrupa’sına has rasyonalizm, skolâstik düşünceyi yerle bir edecek kadar kuvvetli olan hümanizm ve pozitivizm tarafından şekillendirilmiştir. Bu kadar sağlam felsefi düşünce ile birlikte toplumsal yapıya uygunluğu bir araya gelince bireyselcilik neredeyse Modernist düşüncenin en sağlam ayağıdır.

2- Sekülerizm ;

Modernist düşüncenin din olgusuna (burada dinden kasıt Avrupa'nın kadim Greek'den almış olduğu Romalaşmış bir Hıristiyanlıktır) bakışı kökten bir ret olmasa da onu kendine uyarlamayı bildi. (Yani Marks'ın aksine kanaatimize göre Protestanlık bir sebep değil, bir sonuçtur.)
Dini zaman içinde kendi pragmatik düzlemine çekti ve ona belli bir seviyeye kadar izin verdi. Yani birçok şeyin olduğu gibi sosyal hayatta dini de, kendi koyduğu sosyal sınırla ile çevreledi hatta çoğu zaman ona müdahale etmekten de hiç çekinmedi. Bu tamamen zihinsel bir katliamı getirdi. İnsanlık yüzyıllardır baki olanı kendi çerçevesi içinde yorumlarken, artık bu çerçeve yıkıldı ve fani olan baki olanı sorgulamaya çalıştı. İşin paradoksu buna karşın bir savunma mekanizması geliştirmesi beklenen teologlar aynı yöntem ile cevap vermeye başlamıştır. Yani artık din adamları modernist eleştiri ve düşünce formunu içselleştirmiş bir de bunun ile yapılan eleştirilere cevap vermek yoluna gitmişlerdir. Hatta bu yapı cevap vermenin de ötesine gitmiş, modernist akımlarca din tekrar yapılandırılmaya çalışılmıştır.

Artık bu çağın insanı en basit dini nassları kabul etmiyor, en naif değişle onlara şüphe ile bakabiliyor. Ama geçici var sayımlara dayanan fiziksel dünyaya ilişkin teorilere dahi adeta iman edebiliyor. Bu dindar zihnin sekülerleşmesinin bir kaçınılmaz sonucudur. O insan artık madde-mana regresyonun farkındadır, ama aradaki korelâsyonu tam tersi şekilde maddeden manaya doğru algılamaktadır.

3- Teritoryal Bakış Açısı;

Bu yukarıda geçen bireysel düşünce ve sekülerleşme ile beraberinde, modernite insana bir yeryüzü cenneti vaat ediyordu. Bir yerde kilisenin ikinci hayat için dağıttığı cennet tapularına eş değerde ama bu dünya için, tapular hazırlamıştı modernite. Bu iki düşünce beraber hayat bulacağı mekân ihtiyacı içine girecektir.

Yeni teritoryal bakış kozmopolitliğe tamamen karşıdır. Beraberinde bireyselcilikten de beslenerek bireyin ünitizasyonunu salık verir. Tek tipçilik hâkim düşüncedir. Farklılıklar ve çeşitlilik hoş karşılanmaz.

Özellikle alışıla gelen "bölge" kavramından farkı, üzerinde yaşayan insanları bir tehdit algısı üzerinden sürekli bir arada tutma çabası içinde olması (bu beraberinde bir öteki ihtiyacını doğurduğu beslemektedir) ve bunun ile beraber teritoryal olarak her şeyi sınırlandırmak istemesidir. Bu teritoryal bakış açısı kimi zaman pratikte ulus-devlet, kimi zaman ise bölgesel birlikler olarak kendini göstermiştir (Avrupa Birliği, ABD vb.).

Yukarıda saydığım üç kavramda dünya üzerinde uygulandığı bölgelere göre çeşitlilik gösterdi ise de ana hatları ile ortaya koymak istedim
Abdurrahman AGA -İstanbul 2006

Hiç yorum yok: