Kutsallık ve Sembolleştirme…



“Mukaddes” مقدس(Devellioğlu Sözlüğü) tasdik edilmiş, mübarek, kutsal ve temiz manalarına geliyor. Kelime kök itibari ile Arapçadaki “kds” ( ق د س ) kökünden türemiş olan “kuds” Kutsal kelimesinin mim ( م )mastarı ile türetilmiş halidir. Mim (م ) türettiği manayı mekân ve zamansal olarak niteleklendirmektedir. Eski Arap yaşantısında mekân ve zamanın muğlâklığının kökenini iki şekilde izah etmek mümkün (farklı izahlar da mevcut olabilir) .ilki , İbrahimi bir kavim olageldiklerini göz önüne alırsak; “Tevhid” öğretisinin temel referanslarından biri olan mekânın ve zamanın mutlaklığının reddi (en özet manada Allah’ı mekan veya zaman ile sınırlandırmaması) buna inançsal bir etki yapmış olabilir. Öte yandan yaşantı olarak çöl hayatı bu muğlâklığın nedeni olabilmektedir. Çölde zaman göreceli ilerlemekte, ayrıca bir an yanı başınızda olan bir çöl tepesi 1–2 saat sonra ortadan kaybolmaktadır. İşte bu muğlâklığı mekân ve zamansal olarak kısıtlamak mim mastarının bir işlevidir. [1]

“Mukaddes” olmak kendiliğinden olan bir durum mu yoksa olgunun kendinden mi ileri geldiği tartışmalı olabilmektedir. Sadece bir öncül tarafında kutsanmış olmaları sonucu mukaddeslik kazanır yahut kendiliğinden bir kutsallığı var mıdır? Bu sorular yazımın konusu dışına çıkabilmeye müsait, bu yüzden bu kadar zihinsel bulanıklık yeterli.

Kutsal olan olgunun bir dokunulmazlık zırhına bürünmesi; belli bir toplulukça değerli ve “manalı” oluşu beraberinde bir muhafazakârlığı gerektirip gerektirmediği ayrı bir tartışma konusudur. Bu soruya cevap vermek için o olguyu kutsal yapanın kaynağına bir yolculuk yapmamız yerinde olacaktır. Kaynak değişime açık ise, dolaylı olarak da kutsadığı olgu da değişimlere açık olacaktır. Tam tersi halinde bir sabite olarak muhafaza edilmesi gerekecektir. Bu mukaddes olgu ve onu kutsallığının tanıyan toplum karşılıklı olarak da ilişki halinde olacaktır. Birbirlerini etkileyeceklerdir. Örneğin; Güney Arabistan’da bazı kentler[2] kutsal kabul edilmiş ve neden olarak da birçok dogma buna neden gösterilmiştir. Fakat bu kentlere zamanla yenileri eklendiği, yeni şehirlerin de mukaddes ilan edilmesi söz konusu olmuştur. Bütün bu yeni kutsallaşan şehirlerin işlek ticaret yolarlında olmaları, bölge halkının geçim kaynağında yer almaları tesadüf değildir. Kutsal şehirlere saldırılmıyor, güvenlik içinde beldeler oluyorlardı. Bu kutsallığın topluma etkisiydi. Aynı şekilde ticaretin ihtiyaç duyduğu “korunma” bu sayede sağlanmış olmakta idi. Emin beldeler arasında yolculuk eden kervanlar, güvenli şekilde seyahat etmeli, ticaret güven ile yapılmalıydı. Bu da ticari olarak gelişen şehirlerin bir süre sonra kutsallık kazanmasını beraberinde getiriyordu.

Özellikle doğu toplumlarında semboller hayli önemlidir. Bu semboller niteledikleri şeyler bakımından bir “mana” taşırlar ve mukaddeslikleri referans olarak bu manayı işaret eder. Örneğin İslam evveli Arap toplumunda putlara tapanlar aslında putlara ibadet ettiklerini düşünmemektedir. Put “Tanrı” ile aralarında bir aracıydı. (Bu noktadan direkt bir hareketle her aracı olan putlaşır var sayımını yapmak zihinsel arka planda cahillikten öte bir şey değildir.) Putperestlerin Tanrı’ya inandıkları fakat direkt ona ibadet etmedikleri için “kâfir” değil , “müşrik” (Şirk koşan – yine mim mastarı) olarak sıfatlandırılmışlardır. Sembolleştirilmelerin kutsallık ile süre geldiği, başka bir alternatifinin olmadı aşikârdır. Burada fizik ötesi bir referansa ihtiyaç duyulmaktadır. Bu din, bir ideoloji, dogma vb. bir düşünsel arka plan gerektirmektedir.

Peki, günümüz dünyasına bakacak olursak, kutsal saydıklarımız nasıl bir sürecin sonunda kutsallaşmıştır? Bu soruyu cevaplayabilmek hayli güçtür. Çünkü tek tek her kutsalın sorgulanması, toplum için yararlı değil, aksine zararlı olacağı gibi; zihinsel jimnastikten de başka bir işlev ifade etmeyecektir. Yalnız kutsallarımızın –ki bunlar toplumun büyük bir kesimince paylaşılmak da- yahut bir alt kültür grubunca devam ettirilmekte olan referans noktalarını incelemek yararlı olacaktır. Bu referanslar hakkında düşünmek; bize kutsanmış olan hakkında geleceğe yönelik ipuçları sağlayacaktır. Referans noktasına göre şekillenecek olan “mukaddes” toplumu da etkileyecektir. Muhafaza edilen ve değişime direnen bir referansı barındıran bir mukaddese sahip bir toplum ne derece “ilerleyebilir?”; yahut kendi içinde bir devinime sahip bir referans ile kutsallaşan bir mukaddesi paylaşan toplum ne derece geçmişe ait bir değerler silsilesini muhafaza edebilir.

Bu bahsedilen iki uç bize keskin çizgiler ifade etse de; hayatın pratiğinde çoğu zaman toplum kendine göre bir kutsallık okuması yapmak da ve bu daha genel geçer olmaktadır. Kutsallık masa başlarında oturularak üretilebilecek bir şey olmadığı gibi; sadece kitleler ile de elde edilecek bir kültür bileşeni değildir.

Kendi hayatımızda muhafaza ettiğimiz her şeyin mukaddesleşmesi ise ayrı bir olgudur. Kültür ile ilişkilendirebileceğimiz bu durum tahlile muhtaçtır. Kültürün bir bileşeni de, evvelki nesillerce işe yararlığı tecrübe ile sabit bir tarzın sosyal hayatta yer etmesiyle oluşmasıdır. Bu bağlamda ele aldığımızda kültür ve mukaddesin ayrımı zor ama toplum hayatında gözlemlenebilir olduğu söylenebilinir. Din mi? Gelenek m? Tartışmaları bu konuya en güzel örnektir.

Bu sorunsallar yumağına bir de şekilcilik ve sembolizm tutkusunun insan doğasında tükenmeyen o yerini de eklediğimiz de, durum içinden çıkılır gibi görünmemektedir. Bir süre daha kutsallığı sorumsuzca kullanmaya, kendi çıkarlarımız doğrultusunda yeni okumalara tabi tutmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Tüm bunlar olurken de, modern insanın sorunlar zincirine yeni halkalar eklenmeye devam edecek gibi görünüyor.

Abdurrahman AGA - İstanbul 2007

[1] Mim ile türetilen diğer kelime örnekleri; din-medine , kabil- mukabil, tanzim- muntazam vs.
[2] San’a, Aden vb.

Hiç yorum yok: